tam olarak nerede yazıldığı

özendiğim şeyler oldu. tarkan efendinin şurada yaptığı gibi yürekten, ateşten şakıyamadığım geçmiş anlar için üzülürüm. evet, ben. artık geçti. (mesela o udun yolundan gitmeyince geçmişti sanki) birkaç döngüde, beğenilmese de şarkı söyleyebileceğimi, zaten söz yazabileceğimi düşündüğüm olmuştu.*

terli olduğunuzu anlar gibi

fakat ben yeteneklerinin insanın önüne sabah güneşinin ağaçlara ettiğine benzer şekilde çıkartıldığı anların 14-15 yaşlarında gerçekleştiğini düşünürüm. o, şu an hiç hatırlamadığınız, diğer derslerden ayırıcı hiçbir özelliği olmayan derslerin olduğu, belki teneffüs bitiş zilinin çaldığı ve son poğaçalardan aldığınız öğlene yakın vakitlerde, kemiklerinizin daha hafif bedeninizi taşıdığı anlarda, okulda, kolay anladığımız bir andır – yalnızca utangaç erkeklere uğrar. kızlara küfür etmeyen, onlarla oynamaktan zevk alan ve utandığında mutlaka gözlerini ayak uçlarına kadar indiren -ama mutlaka utanan- erkek çocuklarına. kızlarınkini sahiden bilmiyorum, tecrübe etmedim. bedensel bir faktör var. işte bu an bende gevşek bir yelkovanın tek seferde iki yöne hareket ederek ilerlemesi gibi tek seferde iki kez oldu. kafam karışmıştı.

şarkıyı dinlemeye başlar, içindeki gamları alırken, evlerine yakın yaşamış, güzel mahallerde büyümüş, güneşi ve tarifini ancak cennette geçerli olabilecek anlamlarda bulabileceğimiz güzel yüzlüleri görerek yaşayan delikanlılıkları düşündüm. doğruya doğru, kıskanırım. böyle babadan kazak yetişmemiş, aşk sözcüğünü ağzına kızların yanında silgi kadar kolay alabilmiş, vız gelir demiş şanslı olanlarını. belki toptaş’ın gördüğündeki gibi, kadınlarda onların ta içine girmemize yarayan o gözlerinin içindeki tek kara boşluğun olması gibi bizde de böyle delikanlılıkların güzel yüzlülerden dolayı acıttığı bir boşluk hep olmuştur, olacaktır.

yaklaşıyorum

aklıma gelen bu şey yukarıda öyle kendi halinde kalsın. ben devam edeyim.

daha birkaç gün önce yüzü anlamını cennetlerde bulabileceğimizi düşündüğüm sözlerdeki ışıklarla dolu yârin yakınındaydım. övmekten utanırım – zaten bu da eksik bir tasvir. onu ve bu sefer biraz yorgun gördüğüm anneciğini hatırladım bu şarkı önüme çıktığında. kendisi burayı okumayacağı için rahatım. :) çokça kısmet olur da yârimle evlendiğim günleri görürsem diye iç geçiriyorum galiba. yeni ailemle bulacağım yeni şansları, hayatımı düşündükçe mutluyum ben. on dördümdeki kadar rahatım. okuduğun kadar içe kapanık değilim ama sevgili okur. sadece biraz daha sessiz. ama keşke daha sıkı sarılsam dediğim yakın gelecekte için oyalandığımı düşünmekten bile korkuyorum. bildiğin iş durumları. bunu da bir kenara yazayım dedim. biliyorum doğru değil bir dosta söylenmesi gereken bu sözleri yazmak ama o kadar vaktim de yok şimdi.

her çocuk kazansın.

    • bu yazıyı, yazının ilk paragrafını okuyup “monologlardan sıkılırım” diyenler ya da aynı anlama gelecek ışıkları saçanlar da okusun diye yazdım belki de. tabi insanların okurken okuduklarından somutlaştırıcı çabalarla zihinlerini bir oraya bir buraya götürmesinden duyduğum garip heyecan da var. kelimelerin karışması tamamen vaktin zamanıyla ilgili. rüzgar, gök ve ışıklar hızla değişiyorken kelimelerin tane tane çıkmasını sağlamak çok zor.

Caner Güral

learning enthusiast. e-learning designer. result-oriented. 27.