okunası şeyler

Bu günlüğü el üstünde tutabilmek için türlü yenilikler yapar dururum.Amaç hep iyi yöndedir. Fayda sağlamak, içerik oluşturmak, yazma ihtiyacımı gidermek vs… Döner durur, yine başa dönerim. Sonuç hep aynıdır. Yine beğenmem, yine yenilerim.

Bir ara temayı değiştireyim dedim, baktım, beğendim bir şeyler. Dillerinin İngilizce olduğunu görünce, “e içerik Türkçe, arayüz İngilizce mi olsun?” deyip, Türkçe’ye çevirdim. Bunu birkaç tema için yaptım. (Aslında bir ara, hayır için hepsini dağıtmalıyım.) Değerlendirir diye şu rastgele sözler eklentisine sözler ekledim. Girenin dikkatini çeker, bir-iki cümle de hoşuna gider diye. Kaldı onlar öyle, çok fazla ekleme yapamadım. Sonra bağlantılar kısmına bir şeyler ekleyeyim, onlar da değerlensin istedim. En son flickr’daki hesabıma ait bağlantıyı ekledim mesela. Fırsat buldukça çekip paylaşmak istediğim fotoğraflarımı yayınladığım yer Flickr. Hatta bir ara düşündüm, “Acaba çektiğim fotoğrafları, sanki bir fotoğraf günlüğüymüş gibi yayımlasam mı?” diye. Ne haddime, bunu öyle güzel yerine getirenler var ki… Elâlem gelip de benim kıytırık Canon Powershot’um ile çektiğim fotoğraflara mı bakacak, diye düşündüm. Bu, elbette bir hata. Sonuçta, kime ve neye göre kaliteli, nitelikli işler icra ediyoruz değil mi? Sence iyiyse ve paylaşmaya değerse, koymalısın günlüğüne.

Bilgisayar başında yazı yazmaya olan tiksintime geçmeden önce bir de şu internette dolanan, günlüğünüze nasıl ziyaretçi çekersiniz türünden yazılarla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Öyle sanıyorum ki bu iş de kişiyle ilgili. Şöyle denir mesela: Girdilerinizi konuşur gibi yapın ve okuyana sürekli sorular sorarak, yorum girmesini, sitenizi ziyaret etmenizi sağlayın… İyi de, içerik sohbeti kaldırmayacak türden bir şeyse ne yapacağız? Sohbete mi zorlayacağız? Ayrıca niye soru sorayım ki ben okuyana? O katkılanmaya geliyor buraya. Ha tabi doğru bir kanı mı? Evet. Soru sormalıyız, yorum almalıyız. İnsanların tecrübelerinden ve fikirlerinden faydalanabilmeliyiz. Ancak bunu isteyerek yapmalıyız, WordPress editörü önüne geldiğinde, söbü söbü bakabilen ve sıkım sıkım patlayan biriyseniz eğer, bunlar işletmiyor bir yerde kimseyi.

Gelelim bilgisayar başında yazı yazmaya olan tiksinti konusuna. Belirtmeliyim ki, aynı şey, kitap okuyamadığım, okumayı veya yazmayı ertelediğim zamanlarda da oluyor. Hatta biliyorum ki bu durum, bu erteleme alışkanlığımın bir alt kümesi. Her neyse.
Ben, bilgisayar başında, hele ki bir günlüğe, uzun uzun yazı yazacak bir adam değilim! Yazamıyorum. Sıkılıyorum. Patlıyorum. Eğer bilgisayarı kullanarak uzun bir yazı yazmam gerekiyorsa, ya bilgisayarın başına oturmadan önce o konuşmayı evveliyatta bir bitirmem gerekiyor ya da önce bir kağıdın sol üst köşesinden, ikişer, üçer santim boşluk bırakarak yazmam, sonra bilgisayara geçirmem gerekiyor. Evet. Bu durum, benim “beynimden geçen, beynimden saniyede milyarlarca kez geçen, dökülen kareleri nasıl olur da bir kenara kaydedebilirim?”i araştırmam sonucu ortaya çıkan tecrübelerden elde ettiğim, o tecrübelerden medet umup vardığım bir tespit. Bu sorunsa eğer, söylemeliyim ki, bu yazıyı yazarken bile şu an değinmem gereken iki paragraf konusu daha vardı, onları unuttum. Sayıları unutmuyorum genelde. Ancak içerikleri unutuyorum. Galiba select sorgularında veya ilişkilendirdiğim verilerle ilgili bir sorun yaşıyorum. Bir hata ayıklama şart. :)

Neyse. Vücûdumun enerjisinin %75′ini harcayan, hafif peynir kokulu, kayısı sertliğindeki beynimi gecenin bu saatinde fazla yormamalıyım. 03:05 oldu ve bizimkiler yeni geldiler koca uzun yoldan. Şimdi bu girdi eksik oldu, biliyorum. Ancak şu an “neyi yazmayı unuttum?”u düşünüyorum. Bulduğum ilk vakit, bir kağıda yazıp buraya ekleyeceğim. (Aha geliyor! Meren’in fotoğraf günlüğü, oradaki bir hikaye, not alma alışkanlıkları…)

Memento‘daki Leonard’a döndük vallahi. Uyumadan önce unutmayayım diye ne varsa aklımdan geçen, not alacağım herhalde. Hayır olsun. :) (Sıcaklar…)

Bu arada, 1-2 satır yukarıda aklıma geliyor dediğim şeylerin ikisini not aldım oraya, ilk fırsatta yazıyorum onları da. (İşte şu akıldan geçen yüzbin fipieslik karelerin hatırlattığı son şey: bu başlığı neden koymuştum? okunası şeyler nasıl yazabiliri mi tartışmak içindi? Onu da unuttum gitti. İşte anlatabiliyor muyum bu sanal ortamda yazı yazarken nasıl bir verim kaybı yaşadığımı? Yok yok, sıcaklardan bu.)

Esen kalın,
Caner

Caner Güral

learning enthusiast. e-learning designer. result-oriented. 27.