“…bizim göremeyeceğimiz denizlerde, balık avlıyordu!”

Melamilik. (Söylerken l ince okunur.)

Şu sıralar yazı, yazın, tarih ve eğitim bilimleri hakkında yeni yeni şeyler öğreniyorum. İnsanın iç dünyası, dinginlikler, bilişler, korkular, özgürlük, sabır, iyi ve güzel kavramlarını çokça konu ediniyorum. Melamilik dedim. Bunu da yeni öğrendim ve öğrendiğim eserin sahibi gibi, bu, beni de etkiledi. Yazar binbir örnekle süslediği, desteklediği ve haklılığını gösterdiği savlarıyla, eserinde “kökümüzden kopmamak, solmamak, yolumuzu kaybetmemek için bu ahlaki tereddütlerle nefsimizle savaşı sürdüreceğiz“ diyor ve insan için de şöyle bir vurgu yapıyor: Yeryüzündeki en büyük kudret, neşe, tohum, mucize olan insan!

Okula gelmeden önce otogarda, yolculuk sırasında okunacak bir şeyler ararken Nihat Genç’in bir kitabında rast geldim: Karanlığa Okunan Ezanlar. Bu aynı zamanda benim, onun ilk okuduğum eseri. Kendisini başarısızca eleştiren birini hatırladıktan sonra, kitabı cüzî bir ücretle satın aldım. (Eleştiren arkadaşlara teşekkür ederim.) Kitap bir deneme olarak yayımlanmış. Birçok konuda, birbirinden tam bağımsız olmasa da denemeler mevcut.

Yazıyı yazmama neden olan olay ise kitabın Melamiler ile ilgili kısmındaki Nihat Genç’in tanık olduğu ve öyküleştirdiği bir olay (olaylar bütünü). Melamiler konusundan bahsetmek istemiyorum, arayanlar öğrenecektir. Ben doğrudan bu öyküyü paylaşmak istiyorum. (Bunun için yayın evinden izin alacaktım ama erteleyeyim dedim. Sanıyorum ki ne Nihat Genç ne de yayın evi, Nihat Genç’in kitaplarına konu olmuş anısını buraya yazdığım için bunu sorun edecektir. Aksine, Yunus’un bile benimsediği bir “öğreti”den, bir kişiyi daha haberdar etmem, onların hoşuna gidecektir diye düşünüyorum.)

Melamilik hakkında merak uyandıracağını düşündüğüm, okuduğum kitabı vurgulamadan geçemediğim öykü şu:

“Şehrimizde Amerikan üssü vardı. İlk gençlik yıllarımda denize gitmek, top oynamak, sahile inmek, teknelere binmek, dağlara çıkıp bıldırcın avlamak dediğimde canım çıkardı.

Birgün, bir pasajın iki kat altında bir ayakkabı tamircisi gördüm. Sadık amca. Her gün o pasajın iki kat altında giriyor ve o karanlık, dehliz gibi yerde akşama kadar dükkânından çıkmıyor. Dükkân, avuç kadar ve eski ayakkabılarla dolu. İşte onu görünce korkuya kapılıyordum. Bu küçük dükkânda çalışmak ödümü kopartıyor, boğulur gibi oluyordum. Dar bir yerden çıkmadan bir ömür nasıl yaşanır? Benim için hayat asla böyle olmamalı, derdim…

Ama Sadık amca sakin, endişesiz her gün aynı dükkâna giriyor. Yine de çözemiyorum kafamdaki soruyu, bir insan, dünyaları gezmeden, dışarlarda dolaşmadan, bu kadarcık kirli, karanlık, pis , çamurlu bir dükkânın içinde nasıl bir ömür yaşayabilir? Onun sabrı, gizli neşesi, her gün hiç değişmeyen sakinliği kafamı karıştırır… Orda başka bir hayat var ve ben onu görmüyor muyum, derim… Dünyadan uzak ve telaşsız ve işiyle meşgul bir hayat, bunu çözemedim.

Çocuk yuvasında bir çocuk vardı, babası bilinmezdi ama Amerikalı bir çavuştan bir kaçamak sonucu olduğu söylenirdi. Ve çocuğu gören ona tembih ederdi, büyü ve para bul ve git Amerika’ya babanı öldür, diye. Ya da “oğlum baban seni niçin aramıyor, hiç haber yok mu?” derdi ahali. Çocuk da cevap olarak, birgün Amerika’ya gidip babamı bulacağım, ona şöyle yapacağım diye ütopik hikâyeler anlatırdı…

İşte Sadık amca, bu yetim çocuğu evlatlık gibi yanına çırak aldı ama çıraklık yaptırtmadı, çocuğu okuttu. Üniversite bitirinceye kadar düzenli para ödedi. Ve çocuğa, bu parayı Amerikalı babasının kendisine verdiğini, okulları bitirene kadar taksit taksit ödemesini tembih ettiğini söyledi.

Hızla geçelim. Çocuk üniversiteyi bitirdi. Ve Sadık amca yaşlanıp öldü. Çocuk Amerika’ya gidip babasını bulmak istedi. Tabii ki paranın paranın kaynağına da ulaşmak istiyordu. Gitti, geldi, yıllarını verdi babasını bulmak için.

Sonuç: Öyle bir baba hiç olmadı. Hikâye yalanmış. Amerika’dan para falan gönderen yok. Sadık amca çocuğu mahcup etmemek için ya da borçlu kılmamak için böyle bilinen bir yalanı ya da şehrin inandığı bir yalana devam edip, çocuğa bakıp, büyütüp okutuverdi.”

NOT: Melamiler hakkında doyurucu bilgileri Ali Bolat’ın Melametilik adlı kitabında bulabilirsiniz. Ali Bolat’ın Melametilik kitabı, mükemmele yakın bir doktora çalışmasıdır. Melamiler üzerine ilk büyük çalışma 1930 gibi erken bir tarihte Abdülbaki Gülpınarlı’nın, Melamiler ve Melametilik kitabıdır. Yeni baskısı yapılmamıştır. Zaten Gökpınarlı hoca, Melamiler hakkında yeni bilgiler olduğunu, bu yüzden kitabın baştan toparlanması gerektiğini yakın arkadaşlarına söylemiş. Ancak 1930’lar gibi erken bir tarihte Melamiliği ayrıntısıyla kitap haline getirmesi bilimsel bir başarıdır. Ancak küçük bir sorun var: Gökpınarlı hocanın sonraki kitapları Türkçe olarak çok anlaşılır ama bu kitabı fazlasıyla eski Türkçe. Bu, araştırmacılar için sorun değil, genç okuyucu için güçlük oluşturuyor. (Nihat Genç, Karanlığa Okunan Ezanlar, 2. Baskı, Syf 170, Cadde Yayınları)

Meltemli, serin, doygun ve yeşil bir günle beraber,

İyi günler…

Caner Güral

learning enthusiast. e-learning designer. result-oriented. 27.